Rast Makamı
rast

rast2

Seyri: Çıkıcıdır

Farsça doğru dostdoğru ve gerçek anlamındadır. İlk defa XIV. yüzyılda Safiyüddün Abdülmümin ‘in eserlerinde rastlanılmaktadır. Yerinde rast beşlisine neva perdesinde rast dörtlüsünün eklenmesiyle meydana gelir.

“Türk mûsikisinin en eski ve en yaygın makamlarının başında gelir. Klasik devirde rast ana makam ve dizisi de ana dizi olarak kabul edilmiş, Seydî’nin el-Matla‘ında rast makamı için “ümmü’l-makāmât” denilmiştir. XV. yüzyıldan itibaren nazariyat kitaplarında makam anlatımına rast makamı ile başlandığı, ayrıca birçok güfte mecmuasının ilk faslının rast makamına ayrıldığı görülmektedir. Eski dönemlerde birbirine yakın makamların uşşak kolu, hicaz kolu gibi gruplandırılmasında rast da bir grup makamın “rast kolu” şeklinde adı olmuştur. Gerek sanat mûsikisi gerekse halk mûsikisinin büyük küçük her çeşit formunda yaygın biçimde kullanılmış olan rast makamının durağı rast (sol) perdesidir, seyri de mutlak şekilde çıkıcıdır. Dizisi rast perdesi üzerinde, yani yerindeki bir rast beşlisine güçlü nevâ perdesi üzerinde bir rast dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuştur.

Ancak özellikle inici nağmelerde iniş cazibesiyle eviç (bakiye diyezli fa) perdesi yerine acem perdesinin kullanılmasıyla nevâ perdesi üzerinde bulunan rast dörtlüsünün yerini bûselik dörtlüsü alır ve dizi bu suretle yerinde, yani rast beşlisine nevâ perdesinde bûselik dörtlüsünün eklenmesiyle acemli rast dizisi adlı yeni bir dizi meydana gelir ki bu dizi rast eserlerin seyri esnasında sıkça kullanılır.

Rast makamının güçlüsü nevâ (re) perdesidir. Yarım karar bu perdede genellikle rast, bazan da bûselik çeşnisiyle yapılır. Makam asma kararlar bakımından da zengindir. Yerindeki rast beşlisinin durak perdesinin bir tanini üzerinde dügâh perdesinde uşşak dörtlüsü yer alır. Bu yakınlık dolayısıyla seyir esnasında bu perdede uşşak çeşnili asma kararlar yapılır. Dizinin üçüncü sesi olan segâh perdesinde de segâhlı veya ferahnâklı asma kararlar karakteristiktir ve sıkça karşılaşılır.

Rast makamı pest taraftan yegâh perdesine bir rast dörtlüsü getirilerek genişletilir. Bu dörtlü nevâdaki rast dörtlüsünün simetriğidir. Pest taraftan yapılan bu genişleme asma karar imkânını da arttırır ve hüseynî-aşiran perdesinde uşşaklı, yegâh perdesinde rastlı asma kararlar yapılır.

Rast ağır başlı, ihtişamlı, dinî duygular veren bir makam olduğundan pest taraftan genişletilmiştir. Fakat tiz taraftan da iki üç seslik bir genişleme gerekirse bu, durak perdesi üzerinde bulunan rast beşlisinin tiz durak gerdâniye perdesi üzerine aynen göçürülmesiyle elde edilir. Nota yazımında makamın donanımında si için koma bemolü, fa için bakiye diyezi yer alır, gerekli değişiklikler eser içinde gösterilir. Rast makamının yedeni, portenin birinci aralığındaki ırak (bakiye diyezli fa) perdesidir. Makamın seyrine durak perdesinden, durak civarındaki seslerden veya pest taraftaki genişlemiş bölgenin seslerinden, yani dizinin pest tarafındaki seslerden başlanılır. Bu bölgede gezinildikten sonra orta bölgede dolaşılıp nevâ perdesinde yarım karar yapılır. Bu arada gerekli yerlerde asma kararlar da gösterilir. Nihayet bütün dizide ve istenirse genişlemiş bölgede dolaşılıp rast perdesinde rast çeşnisiyle ve yedenli tam karar yapılır.

Benli Hasan Ağa’nın devr-i kebîr ve sakīl usulündeki peşrevleri, Solakzâde Mehmed Hemdemî ve Tatyos Efendi’nin saz semâileri, Abdülkādir-i Merâgī’nin hafif usulünde, “İmşeb ki ruhaş çerâğ-ı bezm-i men büved” ve düyek usulünde, “Numûne îst be gûş-i sipihr-i halka-i hûr” mısraıyla başlayan kârları; Hatibzâde’nin, “Rast geldim murgzâr içre o şûh-i dilkeşe” ve Hamâmîzâde İsmâil Dede’nin (?), “Rast getirip fend ile seyretti hümâyı” mısraıyla başlayan kâr-ı nâtıkları; Hamâmîzâde İsmâil Dede’nin düyek usulünde, “Gözümde dâim hayâl-i cânâ” mısraıyla başlayan kâr-ı nevi; Tab‘î Mustafa Efendi’nin hafif usulünde, “Seyreyle o billûr-beden tâze firengi”, Zaharya’nın ağır çenber usulünde, “Reng-i mevc-i âb-ı zümürrüdden boyandı câmesi” mısraıyla başlayan besteleri; Taşçızâde Receb Çelebi’nin aksak semâi usulünde, “Çekmiş yüzüne (ruhuna) nikāb-ı işve” mısraıyla başlayan ağır semâisi; Hâfız Post’un, “Gelse o şûh meclise nâz ü teğâfül eylese” mısraıyla başlayan yürük semâisi; Tatyos Efendi’nin ağır aksak usulünde, “Çeşm-i cellâdın ne kanlar döktü Kâğıthâne’de”, Hacı Ârif Bey’in aksak usulünde, “Mükedder derd-i peyderpeyle şimdi”, Hamâmîzâde İsmâil Dede Efendi’nin semâi usulünde, “Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü” mısraıyla başlayan şarkıları; Itrî’nin, “Yâ habîbellah hâlik-ı yektâ tûyî” mısraıyla başlayan na’t-ı Mevlânâ’sı; Drağman Zâkiri Ahmed Efendi’nin düyek usulünde, “Bu şeb hurşîd-i evreng-i risâlet geldi dünyâya” mısraıyla başlayan tevşîhi ve Zekâî Dede’nin, “Tövbe edelim zenbimize tübtü ilallah, yâ Allah” mısraıyla başlayan ilâhisi bu makamda bestelenmiş eserlerden bazılarıdır.”
Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (cilt: 34; sayfa: 462)